Bu sitede olanlar

Blogumda yer alan yazılara şöyle bir göz attığımda (evet zaman zaman bunu yaparım) hemen hemen her şeyden bahsettiğimi ama siteden hiç bahsetmediğimi farkettim. Öyle ya, tasarımı sürekli değişen ama bu son haliyle tamamen içerik odaklı sade bir yapıya kavuşan sitemde hakkımdaki bilgilerin, fotoğraflarımın, videolarımın yanı sıra yazılarımın, yorumlarımın ve çok yakında başlamayı düşündüğüm podcastlerimin yer aldığını göreceksiniz.

Harika bir atmosferde gerçekleşen harika bir proje

Cumhuriyet Bayramı’mız dolayısıyla hazırlanan ve çekimlerini BAU Konservatuvar binası olarak planlanan tarihi Saint Pierre Han’ın harika atmosferinde gerçekleştirdiğimiz, benim de “Sabahın Seherinde” adlı güzel bir Tokat türküsüyle içinde bulunmaktan büyük gurur duyduğum “Atatürk’ün Yolu Cumhuriyet” özel yayınının ilk gösterimi 29 Ekim Perşembe günü saat 20.00’de Bahçeşehir Koleji YouTube sayfasında yayınlandı. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Öğrenmek, doğru bilinçlenmek ve doğru bilgilendirmek

İçinde bulunduğumuz zor günlerden bir an önce çıkmamız ve şimdiden özlediğimiz günlük rutinimize dönmemiz dileğiyle başlayıp, aynı düşünce ve dilekle bitirmeyi düşünüyorum yazımı…

Bir dizi etkinlik, bir dizi mutluluk

Eğitim öğretim döneminin dışında bu yaz döneminde de öğrencilerimle birlikteydim. Birlikte birbirinden güzel etkinlik ve çalışmalar gerçekleştirdik. Müziğin toplu zeka alanlarına katkısı da düşünüldüğünde, bu anlamda göstermiş oldukları gelişim ve başarıya şahit olmak harika.

Bağlama enstrümanının gelişimine genel bir bakış ve müzik eğitiminin zeka alanlarına etkisi

Bağlama enstrümanını incelemek için öncelikle Türk Halk Müziğinin tanımını bilmekte fayda var. Türk Halk Müziği, halk kültürü içinde gelişmiş, zaman içinde derin, mekân içinde yaygın, babadan oğula, ustadan çırağa, kulaktan kulağa intikal ederek günümüze kadar gelmiş halk ezgilerinden oluşmaktadır.

Her güzellik paylaştıkça çoğalsın

Zaman zaman gündemle ilgili, zaman zaman kültür sanatla ilgili bir şeyler karalıyor, ifade anlamında fazlasıyla önemsediğim “yazı yazma durumunu” ister bir kişi, ister bin kişi olsun sizlerle buluşturuyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Önemli olan yazdığınız yazıların kaç kişi tarafından okunduğu değil. Önemli olan yazabilmeniz, üretebilmeniz. Yani benden söylemesi, acaba yazımı kaç kişi okuyor diye düşünerek yazı yazıyorsanız, işiniz zor… O beyniniz var ya o beyniniz, işte o zaman özgürce üretmeyi durdurur, sürekli olarak belirli sığ amaçlar uğruna bir şeyler yapar ki bunun adı da ortaya bir şeyler koymak olmaz. Siz iyisi mi o yazıyı sadece siz bile okuyacak olsanız durmayın, yazın. Araştırın, üretin. Korkmayın, özgür düşünün.

Kendini tanıma, tanıtma ve farkındalık

‘Türkiye Gündemi’ kategorisinde öyle konular var ki, içine bir girseniz, o ağır, kasvetli kapısı kapanıverir üzerinize, boğulursunuz. Zaman zaman ben de ülke gündemi konularını ele almıyor değilim. Bireyin her konuda söz söyleyebilme hakkını savunduğum için bu blogda yazdığım konu başlıkları sınırlı değil. Bazen gündem, bazen sanat, bazen memleket halleri, bazen seyahat, bazen web dünyası…

Türk müziğinin çok seslendirilmesi bağlamında oda müziği

Müzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

İnsan beynini geliştiren on roman

Bilim dünyası edebiyata da el atıp insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı tespit etmiş.

Bir grup bilim insanı, edebiyatın ‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkarak, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını ortaya koymuş.

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientiric American’da konu ile ilgili yazdıkları makalede, roman kahramanlarıyla özdeşleşmenin hem hayal dünyasını zenginleştirdiğini, hemde sosyal bağları güçlendirdiğini belirtmişler.

Tabi nitelikli bir roman, bu etkileriyle insan beynini de keskinleştiriyor, insan davranışlarına ilişkin sağlam ipuçları veriyormuş.

İnsan beynini geliştiren romanlarda Toltsoy’a, Goethe’ye Muhsin Hamid’e ait eserler yer alıyor.

İşte o liste. Önden buyrun…

– Johann von Goethe / Genç Werther’in Çektikleri (1787)
– Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)
– Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850
– Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)
– George Eliot / Middlemarch (1870)
– Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)
– Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)
– Toni Morrison / Sevgili (1987)
– J.M. Coetzee / Utanç (1999)
– Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Şimdi ben sizin yerinizde olsam, bu romanlardan birini edinir, hafta sonu keyfine keyif katardım. Tabi siz bilirsiniz…